18 Mayıs 2017 Perşembe

"Caniçim"

Bazen istiyorsun aslında içinde ne varsa korkmadan söylemeyi... Bazen karşında durup seni çözmeye çalışırken biri; kapatıp gözlerini saklıyorsun kendini... Çünkü biliyorsun; başka türlüsü yakacak sevdiğini... Ki o yanlış, cehennem misali...

Kabullenmek elbette zordur bazı şeyleri ve pek tabii  kabullendiklerinle yaşamak da zordur; zira onlar mutlulukla karışık birer acıdan ibarettir. Zaman insana hayal etmemesini çok güzel öğretir. Büyüdükçe ve olgunlaştıkça daha seçici olur insan ama aynı zamanda daha da beklentisizdir. Yaşadıklarına bağlıdır biraz. Biraz da; yaşayamadıklarına...

Geçenlerde bir fotoğrafımı paylaşmıştım instagramda; resmim de hamileydim ve altına şöyle not düşmüştüm; "Çok eksik yaşadım, çok tamamlanmamış, çok yarım kalmış... Çok terk edilmiş, çok yok sayılmış... Bu resim bu yüzden kalsın burada. Çünkü çok isterdim bir kez daha; daha sağlıklı, daha heyecanlı, mutlu, inançlı... Seni içimde hissetmeyi, tekmelerini, dönüşlerini, baskılarını, uykusuz bırakışlarını... Çok isterdim oğlum tüm o süreçleri daha anlamlı kılmayı... Her zaman söylemişimdir; hayatımdaki tek melek karnımdaki bebek. Şimdi izlerini taşıdığım o melek; benim bu anlamsız hayatıma hep hoş geldi, hep güzel geldi, hep nefes verdi... Şimdi bir es alalım, hayallerle gerçekleri bambaşka olanlar için. Evlatlarınızın kıymetini bilin!"



Ne yazık ki çok eksik yaşamış olmamdan dolayı hep yarım kaldım... Hep yarım kalmamdan dolayı hiç tamamlayamadım. Ve tüm bunların sonucunda ne zaman bir heyecanla beklesem, kursağımda kalıyor heyecanlarım... Öyle ilginç bir döngü işte.

O zaman bu bir itiraf yazısı olsun; oğlumun kokusunu hissettiğim her anıma...

Belki daha farklı yetiştirilseydim kırılgan olurdum caniçim. Belki daha farklı büyüseydim; farklı bir seçeneğim olsaydı bu şekilde kapatmazdım kendimi... Hani bazen bana bakıp "İçi farklı, dışı farklı." diyorlar ya... Haklı ya da haksız; ben şu hayatta bir tek bu şekilde ayakta kalmasını öğrendim. Ne kadar başarılı olduğum tartışılır elbet ama çok çabaladım be caniçim; çok, çok, çok... İnsanların basite indirgedikleri şeylere kocaman anlamlar yükleyip kendime sakladım onları. Masumiyeti ararken onlar; nasıl bir şeytana dönüşüverdiklerini izledim. Sonra kendi kendime söz verdim; bu hayatta ne hissediyorsam öyle yaşayacaktım ama ASLA kimsenin kalbiyle oynamayacaktım. Oynamadım da. Ne yaşarsam yaşayayım kızmadım; aksine hep anlamaya çalıştım. İyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum be caniçim... Ben bu dünya düzeni içerisindeki tüm kötülüklere rağmen; gülümsemeyi çok iyi bilirim. Kendi kendime her gün şunu söylerim: " Bozma kalbini Kübra'm" bozmadım, bozmayacağım da...

Ben şimdi şu koskoca şehirde durdum durdum da bir sana mı yandım? Ah o zaman bir şekilde iyi ki sana yandım. Delirir insan; neden bu kadar değerli olduğunu anlatsam. Fakat biliyorum bir yerde, onun da tam bir tarifi yok. İnsan bile bile yürür mü ateşe? Bile bile bırakır mı kendini uçuruma? Akıl dediğimiz şey var ya! Bir tek sonu sevgi olunca mı devre dışı bırakılıyor acaba? Bırakırmış; seninle anladım. Ben masumiyetimi korurken yıllardır aslında sen benden o masumiyetimi almıştın.

Her insanın masumiyete bir bakışı vardır bilir misin caniçim? Kimi der ki bir insanın en masum yeri; henüz kirletilmemiş elleridir, daha hiç öpülmemiş dudakları ve hiç yaşlanmamış gözleri... Kimisi için masumiyet söylenmemiş sözler iken, kimisi için saklanılmayan gerçeklerdir... Senin için masumiyet ne demek bilmiyorum ama benim için masumiyet İstanbul kadar dağınık, İstanbul kadar eski ama İstanbul kadar yorgun bir kavram. Bilirsin kaç savaşa ev sahipliği yaptı; kaç defa fethedildi de yıkılmadı bu şehir... Kimisine göre mağrur, kimisine göre kirli ama aslında en çok bu şehir masum. Öyle bir güzelliği var ki; içinde yaşarken boğuluyor insan bazen AMA öyle bir güzelliği var ki biraz uzaklaşsa deli gibi özlüyor insan. Çünkü bu şehir en çok huzurdur; soğuk gecelerde yalnızken insan...

Bu yüzden en masum hallerimi bu şehre sakladım ben! Hiç dolaşmadım bu şehrin kız kulesine bakan sokaklarında el ele mesela... Yanımda duracaksa birisi o gerçekten kalbimde hissettiğim insan olmalıydı ve ben ancak o insanla birlikte paylaşabilirdim, masumiyetimi sakladığım bu şehri... İşte bu yüzden önünden dahi geçmedim Galata Kulesinin, işte bu yüzden hiçbir erkeğin elleri tutamadı ellerimi ben Kız Kulesini izlerken... Ne yazık ki artık bir anlamı kalmadı bunların. Zira ben bir sabah vakti farkında dahi olmadan masumiyetimi kaybettiğimi anladım...

Benim masumiyetim; bir başkasının canını acıtmayan kalbimdeydi. Çünkü ben hayatım boyunca hiç kimseyi aldatmamış, aldatılmasına sebep olmamıştım. Ben kimsenin yalan bir hayat yaşamasına sebep olmamıştım, asla ama asla insanların yalan mutluluklarına gerekçe, sıradan ilişkilerine kılavuz olmamıştım. Biliyor musun, kötü bir insan olamamıştım. Ah be caniçim ahhh. Sen bir gün oturdun yanıma; bana nasıl kötü biri olduğumu anlattın tek bir cümle ile... Sen bir gece içerisinde tüm hayallerimi, beklentilerimi aldın benden... Kısacık bir anda; belki senin ya da diğer tüm insanların önemsemeyeceği bir anda beni aldın benden... İçimde kendime bile söylemekten çekindiğim bir umudum vardı hala bu hayata dair.... Biliyor musun dile getirmekten bile korktuğum bir gerçeğim vardı benim. Sen belki senin için önemsiz sayılabilecek bir şekilde benden aldın onu... Ve ben bunun farkında dahi değildim... İşin ilginç kısmı bunun sende farkında değildin...

En berbat olanı içimin acıması mı zannediyorsun, keşke herkes senin kadar güzel acıta bilseydi... En berbat olanı kaybetmiş olmam ve bu kaybediş için ne kendime ne de sana kızabiliyor olmam... Bu yüzden yüzleşip kendimle ağlayabilirdim. Bu yüzden o gün orada kendimi hiç açmadığım kadar çok açıp sarıldım birine; en güvendiğim kişiye, yani miniğime... Bu kadarı biraz ağır geldi, üzgünüm... Ve yine üzgünüm ki ne kaybettiğimi geri getirebilirim, ne bunu unutabilirim... O kısım kısır bir döngü... Zira belki de en büyük çaresizliğim caniçim diye sevmemdir seni...

Kafam da dönüp duran her bir ayrıntı arasında ufacık bir mutluluk yaşamaya çalışıyorum şimdi. Şimdi bu hayatta en değer verdiğim birkaç kişi arasında oluşuna bakıp gülümsüyor ve aynı zamanda, bir gün kalbimin en güzel yerinden acımasızca çekip gidecek olduğunu anlatmaya çalışıyorum kendime. Başka bir çıkışı yok ki bu yolun... Başka bir yolu bilmiyorum, bilmiyorsun...

Bambaşka bir yerden bakıyorum ben sana ve belki de bugün burada neden caniçim olduğunu anlatabilirdim sana. Ama bunu tercih etmiyorum; sebeplerim ben de kalsın, zira sen benim bunca kaybedişten sonra güvendiğim tek şeysin. Ben belki de seni koruyabilmek adına, belki hep kalbimin en güzel yerinde "Caniçim" olarak kalabil diye... Varlığında ya da yokluğunda hep duy diye... Uzak ya da yakın; iyi ya da kötü her koşul ve durumda seni kendime saklayacağımı bil diye; bir yerde bir şekilde sana hissettiğim bu içten sevgiyi hissedebil diye... Hep susacağım caniçim. Bana defalarca daha sorsan gene de sana cevap vermeyeceğim. Bildiklerim kendime yetiyor; bilmediklerin seni daha mutlu yapacak inan bana.

Bu biraz ağlayış olsun,  biraz anlayış... Biraz huzur olsun şimdi, biraz gülsün gözlerin... Ben senin gözlerinin ardında gördüğüm o huzursuzluğu bilirim. Ben geçip giden zaman içinde; seni bu kadar kendine saklayan hallerini bilirim. Omuzlarında taşıdığın yüklere rağmen; çabaladığın her bir şey için kalbinde yatan inançtan o güzel yüreğini öperim... Ben biliyorum caniçim biliyorum. Ardı arkası kesilmeyen o süreçler arasında nasıl güçlü kalmaya çalıştığını, bazen seni bunaltan ne varsa ardında bırakıp gitmek isteyen tarafını durduran vefakar yanını... Ben görüyorum, izliyorum ve güveniyorum sana. Her şey güzel olacak inan bana...

Şimdi gülümsüyorsun bana. Eminsin değil mi artık?
Haklısın. Doğru tahmindi.
Haklısın. Aynen öyle olmuştu.
Ama bunu benim ses tonumdan duymayacaksın.

Üzgünüm caniçim bazı gerçekleri bilmenin ya da duymanın kimseye bir faydası yoktur. Şimdi iyisi mi bırak ben saklayayım seni kalbimin en güzel yerinde ve sen de bana bir iyilik yap; oğlumun kokusunu aldığım hiçbir andan beni mahrum etme. Şimdi sen sus ve gülümse; sen gülünce şenleniyor benim evim. Şimdi sen sus ve kalbimin sesini dinle; en çıkmazda hissettiğin an da o kalp çarpıntım kılavuz olacak sana. Zira her zaman bileceksin ki; "O kalp çarpıntısının sahibi her zaman, en samimi yerinden dua edecek sana."

İyi ol, mutlu ol, huzurlu ol.
Ben senden hep daha da fazla seveceğim seni.

Güçlü ol, inançlı ol, hep böyle sakin ol.
Ben hep daha fazla özleyeceğim seni.

Uzak ol, yakın ol, yarım ol, tam ol.
Ben hep daha fazlası kadar hissedeceğim seni.

Ve şimdi inandığım ne varsa korkma yık bir bir.
Her yıkıntının ardından daha da inançla bakacağım sana.

Öyle böyle değil be caniçim. Ben seni çok güzel sevdim.
Öylesine değildi caniçim. Öylesine değildi.

Şimdi sen vurdumduymaz hallerime tanık ol.
Çünkü benim peri masalımdaki gerçeklik bu kadardı.

Sen git caniçim, ben yarım kalmışlığı da bilirim.
Sen git caniçim, ben yokluğunda da aynı şeyleri hissedebilirim.
Sen git caniçim, ben nasıl olsa senin gözlerinde gördüğümü bilirim.

Caniçim diye sevdiğim.
Tarifi olmayan her ne varsa bana kalsın.
Sen sadece bilmen gerekeni bil.

Yani bir şekilde bir yerde, daima; hep hissedebileceğin, hissettiğinde ise huzurla gülümseyebileceğin bir şekilde seni önemsiyor olacağım...

Kendine iyi davran Caniçim...

"kubraslisen"